Cemal Babaoğlu

Cemal Babaoğlu

Cemal Babaoğlu

Muhsin Yazıcıoğlu Sabotajı      

25 Mart 2021 - 22:48

 1954 Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı köyünde dünyaya gelir. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla'da bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden mezun olur. Lise yıllarında Genç Ülkücüler Hareketiyle tanışır. Üniversite yıllarında da militanlaşır. Ülkücü hareketin ve MHP'nin önemli adamlarından biri olur. Mezun olduktan sonra veteriner hekimden ziyade ülkücü hareketin simgesel isimlerinden biri olur.

Bahçelievler ve Maraş katliamı sanıklarından biriydi. Yargılandı ama suçsuz bulunarak serbest bırakıldı! 1978 yılında ülkücülerin önemli adamlarından Abdullah Çatlı ve Mustafa Pehlivanoğlu gözaltına alınınca, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne telefon açarak, “Abdullah Çatlı bırakılmazsa, Ankara'nın 150 yerinden bomba patlatacağız” diyerek Emniyet Müdürlüğü'nü tehdit ettiği rivayet edilir.(Wikipedia)

 MHP Genel Başkan yardımcılığı döneminde, 1980 Darbesi olunca tutuklanır. 7,5 yıl cezaevinde kalır. Tutukluluk sürecinde, “Ülkücü Kuruluşlar Davası’ndan” yargılanıp beraat eder. 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde Refah Partisi ile Milliyetçi Çalışma Partisi’nin ittifakla girdiği seçimlerde Sivas milletvekili olarak meclise girer. 1992 yılında MÇP’den ayrılıp bir grup arkadaşı ile Büyük Birlik Partisi'ni kurar ve bu partinin Genel Başkanı olur.

 25 Mart 2009 tarihinde, yerel seçimlerde Maraş mitingi sonrasında Yozgat mitingine uçarken helikopteri bilinmeyen bir nedenden dolayı düşer. Düşen helikopterin içinde bulunan İHA muhabiri İsmail Güneş, 112 acil servisi arar. Bulunduğu yeri tarif etmeye çalışır, yanında bulunanların isimlerini söyler. Bu İsmail'in son konuşması olur, bir daha helikopterle irtibat kurulamaz.

 Kurtarma ekipleri 48 saat sonra helikopterin enkazına ve Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin cesedine ulaşılır. 48 saat süren yoğun arama çalışmasının yapıldığı bölgenin içerisinde değil, 115 kilometre uzaklığında bulunmuştu cesedi. Cenaze töreninde tüm devlet erkanı oradaydı. Türk bayrağına sarılı tabutuyla, sanki düşman ordularının kuşatmalarına karşı savaşarak canını veren ulusal kahraman gibi karşılanarak, yaklaşık 700 bin kişiyi aşkın bir kitle ile kabaran bir ırkçılık hezeyanı içerisinde defin işlemi gerçekleşir. 

Helikopterin düşmesinin, ‘kaza mı, sabotaj mı?’ olduğu mecliste yoğun tartışmalara yol açtı. Tartışmalar sonucunda Araştırma komisyonu kuruldu. Komisyonun araştırmalarında, ‘helikopterde bulunması gereken GPS cihazının yerinde olmadığı’ raporlara işleniyor. Böylece tartışmaların boyutu da değişiyordu. Cinayet üzerindeki sis perdesi aralanmadı ama Muhsin Yazıcıoğlu’nun üzerinden başta Büyük Birlik Partisi olmak üzere, MHP, Ülkücü Hareketler gibi aşırı yapılanmalar, Yazıcıoğlu'nun ne kadar dürüst(!) olduğunu her fırsatta dile getirerek putlaştırma çabasına girdiler.

 Bu kesimlerin, ‘Yazıcıoğlu'nu kim-kimler öldürdü, öldürülme amacı neydi?..’  boyutlarının araştırılması gibi bir talepleri ve dertleri de yoktu. Başta Urfa olmak üzere Adıyaman, Amasya, Ankara ve Sivas'ta ismi park veya caddelere verildi. İsminin Sivas'a verilmesini anlarım ama Urfa ile ne alaka? Burada emir- komuta ile ölümüne karar veren güçler, onu dürüstlük abidesi yaparak yine kendi ırkçı politikalarına destek arıyorlardı.

Asla sorgulanmayan bir gerçek de, onun Maraş ve Bahçelievler katliamındaki rolü neydi? Şimdi diyeceksiniz ki efendim yargılandı beraat etti. Doğru yargılandı, diğer MHP'li ve Ülkücüler gibi beraat ettirilmeleri hukuksuz yargının sonucudur. Ülkücülerin hangisi ceza aldı ki, O da alsın. Helikopter cinayetinin analizleri yapıldığında, Yazıcıoğlu'nun MHP ve Ülkü Ocakları'nın önemli bir adamı olduğu bilinen bir gerçektir. Ayrılması güçlü bir rakip olduğu anlamına gelmektedir. Bunlarla birlikte MHP ile Ülkücülerin derin devletle kirli ilişkilerini açıklamaları korkusundan susturulduğu analizi ortaya çıkıyor. Daha önce de tam 17 kez trafik kazası atlatması buna örnektir. Bir şekli ile kaza süsü verilmiş cinayet senaryoları olduğu ve bu tip cinayetlerin de ilk olmadığı biliniyor.

 Çerkez Ahmet, Cem Ersever, Hiram Abbas, Bahtiyar Aydın ve Rıdvan Özden gibi onlarca kişi devletin önemli ve gizli kademelerinde görev yapmıştır; bu görevlilerden bazıları vicdani rahatsızlık duyarak basına açıklamalar yapmışlardır. Bazıları da amirleri ile tartışarak yapılanları devlet işleri ile bağdaştırmadıklarından itiraz ediyorlardı. Bu muhalif duruşlar,  infaz edilmelerinin de gerekçesi oluyordu. Ki, Jitem elamanı Cem Ersever, gazeteci Soner Yalçın’a itiraflarda bulunmuş; bu itirafları sonucunda katledildiği düşünülüyor. Kimi dönemlerde gizli, kanun dışı işleri yapmayı ret eden kamu görevlilerinin bir şekilde cezalandırıldıkları da sır değildir.
(Binbaşı Ersever’in İtirafları- Soner Yalçın- kırmızı kedi yayınları)

Şubat 2021 de medyadaki haberlere göre: Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne ilişkin, ‘helikopterdeki GPS cihazının çalınması’ ile ilgili olarak kamu görevlilerin yargılandığı dava sonuçlandı, 3 sanığa görevi kötüye kullanmak suçundan 1 yıl 2'şer ay hapis cezası verilirken, 6 sanıkta beraat etti.

Yazıcıoğlu'nun avukatı Kemal Yavuz,  “Sabotajın Fetö tarafından planlandığını” özellikle belirttikten sonra, “Helikopterin içerisine karbon monoksit enjekte edildiğini, uçaklar tarafından oluşturulan Türbülansla helikopterin düştüğünü” söyledi.

Avukat Kemal Bey'in beyanlarından anlaşıldığı kadarıyla, ‘helikopterin kaza ile düşmediği, suikast sonucunda düşürüldüğü’ tespiti herkesin tahmin ettiğini onaylayan cümlelerdir. Ancak, bu tespitten sonraki açıklamalar asla savunma tarafının sarf edeceği cümleler değildir. Avukat Kemal Bey, “olay aydınlatılmış sorumlular cezalandırılmıştır” diyerek dosyanın kapatıldığını savunuyor. Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi tarafından dillendirilen ‘daha önce 17 kez trafik kazasından hafif sıyrıklarla kurtulduğu sözleri’ hiç dikkate alınmadı. Diğer konu, MHP ve Ülkücü cemaatin devletin gözbebeği elle tutulan birinin neden ölüm kararı verildiği gibi soruları es geçen bu ailenin avukatına göre, olay aydınlanmış olayı gerçekleştiren Fetö mensupları da, ortadan kaybolan GPS cihazını alanlar da cezalandırılmış ve olay kapanmıştır. 

Cumhuriyet tarihi boyunca işlenen siyasal cinayetlerde, dönemin iktidarları, birilerine faturayı kestirip olayı kapatmıştır. Zaten resmi açıklamalara göre faili bulunmayan, karanlıkta kalmış olay yoktur! Ama bu tür suikastlar, sabotaj ve toplu katliamlar da bitmek bilmeyen olaylar devam ediyor. Neden? Teşhis yanlışta ondan. Yürek burkan olayların çözümünü iktidar erki istemeyince olaylar da aydınlatıl-mış (!) gibi oluyor maalesef.

Not: Yayın aşamasında olan “Ötekilerin Tarihi” adlı kitabımdan alınmıştır.
                                               
Cemal Babaoğlu
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
google.com, pub-4228995289596695, DIRECT, f08c47fec0942fa0