Türkiye'nin Suriyeleştirilmesinin İlk Aşaması

Gaziantep Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu 6-8 Ekim 2014 Olaylarını değerlendirdi.

Türkiye'nin Suriyeleştirilmesinin İlk Aşaması
02 Ekim 2020 - 23:16

Gaziantep Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu 6-8 Ekim 2014 Olaylarını değerlendirdi.

Şeyhanlıoğlu'nun habersanliurfa.net 'te  6-8 Ekim 2014 Olaylarını değerlendirdiği  işte o makale; 2012 yılı Temmuz ayında Özgür Suriye Ordusu tarafından ciddi olarak zaafa uğratılan Esed güçleri, Türkiye sınırından (Hatay’dan Haseki’ye ama özellikle Afrin, Cizre, Kobani) çekilirken buraları,  2011 yılı Ağustos ayında Süleymaniye’de yaptığı anlaşmayla PKK’nın alt kolu PYD-YPG’ye teslim etmişti. Ancak beklenmeyen bir aktör olarak, Irak ve Suriye’yi birleştiren DAİŞ’in Suriye’yi ele geçirmede, kulağı geçmesiydi.

PYD’ye bırakılan alanın Afrin’den, Irak sınırına kadar uzandığı göz önünde bulundurulduğunda, bölgenin merkezinde kalan Kobani'nin DAİŞ'in eline geçmesi, Suriye'nin kuzeyindeki PYD’nin bölgedeki coğrafi hâkimiyetlerinin zayıflamasına, kantonlar arasındaki bağın da kopmasına neden olacağı düşünülmekteydi.

DAİŞ’in amacı ise Kobani’nin düşürülmesi halinde Cizire'ye yönelik operasyonda da avantajlı hale gelmiş olacağı görülmekteydi. 2014 Nisan başlarına gelindiğinde ise DAİŞ Kobani’yi üç taraftan (Kuzey’de
Carablus’tan başlayıp Güney’de Sarrin’e uzanan, doğuda ise Tel Abyad olmak üzere) kuşatma altına almıştı.

DAİŞ’in nihai saldırısı ise, Eylül ayı itibariyle başlamış ve neredeyse Kobani’nin etrafındaki bütün köyleri ele geçirirken, merkezde ise göğüs göğüse sokak çatışmaları yaşanmaya başlanmıştır.

DAİŞ’in yoğun saldırıları ile yüz yüze kalan PYD, uluslararası destek arayışına girerken ABD ile birlikte, DAİŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyon güçlerinden silah yardımı talebinde bulunmuşlardır. Ve ciddi hava – kara desteği almıştır. Üstelik Türkiye de Barzani güçlerinin geçişine onay vererek, insaniyet ve bölge halkının talebine uygun olarak DAİŞ’e karşı dolaylı destek vermiştir.

5 Ekim itibariyle Kobani kırsalındaki 300 köyün tamamını ele geçiren DAİŞ, kentin dış mahallelerine ulaşmış ve kanlı çatışmalar yaşanmaya başlamıştır. DAİŞ kentin çevresinde ki Miştenur gibi hakim tepelerden YPG hedeflerini topçu atışına tutarken, Uluslararası koalisyon güçleri bölgedeki hava saldırılarını arttırsalar da IŞİD’in ilerleyişi ve kentin önemli bir kısmını ele geçirmelerinin önüne geçilememiştir.
 
(Kobani eylemlerinin yapıldığı Türkiye-Suriye sınırı: Arka tarafta Kobani de çatışmalar görülürken, sol eğilimli medya, köy evleri ve meydanını karargâha çevirmişti. Suruç’un köylerinden DAİŞ-PYD çatışmaları canlı izlenebiliyordu.  05.12.2014)
 
DAİŞ’in saldırılarını artırmasından sonra, Türkiye sınırında Kobani’yle dayanışma için düzenlenen eylemler polis, asker ve jandarmanın gaz ve tazyikli sulu müdahalelerine maruz kaldı. Türkiye’nin her yerinden bölgeye giden yüzlerce kişinin destek verdiği insan zinciri ve sınır nöbetine yönelik bu saldırılar dünya medyasında manşetlere taşındı. DAİŞ’in saldırılarının YPG’yle Sokak savaşına dönüşmesinin ardından, eylemler Türkiye çapına ve dünyaya yayıldı.

Bir ayını doldurmak üzere olan DAİŞ’in, Kobani kuşatmasının vahim boyutlara ulaşması Türkiye’de başka bir dinamiği tetikledi. KCK ve HDP’nin “süresiz eylem çağrısı” ile birlikte insanlar sokaklara döküldü. 40’a yakın ilde 50’yi aşkın vatandaşın ölümü ile sonuçlanan olaylar neticesinde birçok ilde sokağa çıkma yasağı ilan edilirken KCK ve HDP’nin “süresiz eylem çağrısı” ile birlikte insanlar sokağa çağrılmıştır. 

Siyasi vizyon ve yönlendirmeden uzak, kontrolden çıkan eylemlerin mahiyeti farklı boyutlara ulaşmış ve birçok grup (doğuda HDP/HÜDA-PAR tabanı, batıda ise HDP tabanı ile MHP gibi milliyetçi gruplar) karşı karşıya geldi.

Tüm olayların en ilginç tarafı ise ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, "Kobani’de durum hala belirsiz ve değişken. Kentin hala düşebileceğine inanıyoruz” demesine rağmen buna tepki vermeyen, HDP; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslâhiye Çadırkent’te halka hitaben, üzüntülü bir şekilde durumun kritikliğini ve batının iki yüzlü tavrını eleştirdiği: …Şu anda Ayn-el Arab (Kobani) düştü, düşüyor…’şeklindeki konuşmasına HDP çok sert tepki göstermiş ve Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) Merkez Yürütme Kurulu yazılı açıklaması  ile (6 Ekim ) halkı sokağa çağırmıştır :
 
"Kobani’de yaşanan katliam girişimine karşı 7’den 70’e bütün halklarımızı sokağa, alan tutmaya ve harekete geçmeye çağırıyoruz. Bütün uluslararası kurumlar, demokratik kitle örgütleri, emek ve meslek örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri, demokratik güçler Kobani’de yaşanan vahşete karşı harekete geçmelidir. Bundan böyle her yer Kobani’dir. Kobani’deki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana kadar süresiz direnişe çağırıyoruz."
 
Bunun üzerine başta Güneydoğu olmak üzere Türkiye’de olaylar 6 Ekim’de başlamış 7 ve 8 Ekim’de en üst noktaya ulaşmıştır. Şiddetin azalmasına rağmen aslında 9, 10 hatta 12 Ekim’de de yaşamını yitirenler olmuştur.

İHD (İnsan Hakları Derneği)'nin Kobani Eylemleri Raporuna göre olaylarda 46 kişi öldü, 682 kişi yaralandı, 323 kişi tutuklandı. İHD'nin raporunda, ölenler arasında eylemciler, HÜDA-PAR sempatizanları ve polisler de yer alıyordu.

Yüzlerce insanın da yaralandığı çatışmalarda şehir merkezlerinde bulunan birçok iş yeri, kamu binası, parti merkezleri ve belediye binaları ateşe verildi. Eylemlerin ulaştığı boyut Kobani’yi unutturdu. Örneğin, özellikle Bingöl Emniyet Müdürlüğü'ne yönelik saldırıda iki polisin şehit olması ve Tunceli’de bir karakola saldırı düzenlenmesi olayların sebep ve sonucunu sorgulamamıza yol açtı.

6-8 Ekim olayları başta Diyarbakır olmak üzere bütün Güneydoğu’da tüm şiddet ve vahşetiyle yaşanmıştır. Kurban bayramına da denk gelen olaylarda Diyarbakır’da kurban eti dağıtan HÜDA-PAR yanlısı olan, başta Yasin BÖRÜ ve arkadaşlarının vahşice katledilmeleri olmak üzere masum insanlar da etkilenmiştir.
Bir yol sonra başlayan çukur savaşına bakıldığında olayların PKK tarafından, Türkiye’nin Suriye gibi yapılmaya çalışıldığı ve HDP’nin burada kışkırtıcılık yaptığı görülmektedir.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum

google.com, pub-4228995289596695, DIRECT, f08c47fec0942fa0